18 Nisan 2009 Cumartesi

Televizyon kumandaları tarih oluyor


Hem yazılım hem de donanım olarak sürekli yenilenen televizyon teknolojisi ile yayınları kaydetmek, hava durumunu takip etmek, haber başlıklarını okumak gibi bir çok özellik kumandalara taşındı. Ancak bütün bu yeni özellikler beraberinde daha büyük ve üzerinde daha çok düğme bulunan kumandaları da getirdi.

Tom Cruise'un başrolünü oynadığı ve 2002 yılında vizyona giren ''Minority Report'' filminden esinlenen teknolojide, televizyonun altına yerleştirilen harekete duyarlı bir kamera, parmak hareketlerini takip ederek tıpkı bir 'bilgisayar mouse'u gibi izleyicinin verdiği komutları yerine getiriyor.

ABD'li GestureTek firması tarafından geliştirilen teknoloji, Japon oyun devi Nintendo'nun Wii serisi oyun konsolu için geliştirdiği hareket dedektörünün televizyona uyarlanmış hali gibi de değerlendiriliyor. Japonya'nın önde gelen teknoloji firmalarından Hitachi ile GestureTek, bir anlaşma imzalayarak el hareketi ile çalışan televizyonun prototipini yaptı.

Televizyonun altına yerleştirilen ve önceden hareket komutları yüklenmiş kamera, karşısında bulunan kişinin yatay, dikey, içeri ve dışarı doğru olan el hareketlerini takip ediyor. Kameradaki yazılım, başka birinin el hareketlerinin komutları karıştırmasını da engelliyor. Teknoloji, Tüketici Elektroniği Birliği'nin bu yıl düzenlediği ''CES'' fuarında gösterildi.

1 DVD'ye binlerce film


Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nde (NANOTAM), görüntü veren ve kayıt yapan DVD'lerin kapasitelerini günümüzdekinden binlerce kat arttıracak yeni bir teknoloji geliştirildi.

Bilkent Üniversitesi NANOTAM Başkanı Prof. Dr. Ekmel Özbay'ın başkanlığında doktora öğrencileri Özgür Attila Çakmak ve Koray Aydın tarafından geliştirilen nanoteknoloji tabanlı meta malzemeler, yeni nesil DVD'lere uygulanırsa, bir DVD'ye binlerce filmin kaydedilmesi mümkün olacak.

Yeni teknoloji, dünyanın en prestijli bilim dergilerinden ''Physical Review Letters'' dergisinde yayımlandı.

Prof. Dr. Özbay, çalışmayla ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, DVD teknolojisinde kullanılan temel prensibin DVD yüzeyine uygulanan ışığın bilgiyi yazmasına ve okumasına bağlı olduğunu ve bu durumda bir DVD'ye daha fazla bilgi yazmak için ışığın mümkün olduğunca küçük bir noktaya odaklanması gerektiğini anlattı.

Fizik kurallarına göre ışığın dalga boyundan daha küçük boyutlarda odaklanamadığını belirten Özbay, bu nedenle günümüzün en yüksek kapasiteli Blu-Ray DVD'lerinde bile elde edilebilecek en yüksek saklama kapasitesinin bu ''doğa kanunu'' ile sınırlı olduğunu belirtti.

Bilkent Üniversitesi NANOTAM'da geliştirilen metamalzemelerin doğada rastlanmayan özelliklere sahip olduklarını dile getiren Özbay, şöyle konuştu:

''Bu anlamda 'sihirli' olarak da nitelendirilen metamalzemeleri kullanarak dalgaboyundan çok daha küçük bir alandan geçen ışık miktarını binlerce kat arttırabilen yeni bir teknoloji geliştirdik. Bu yeni teknoloji sayesinde dijital bilgiler DVD'lere çok daha küçük alanlara yazılabilecek ve var olan bilgi depolama kapasiteleri binlerce kat arttılabilecek.''

TEKNOLOJİ BÜYÜK YANKI UYANDIRDI

Günümüzde 50-100 Gbyte ile sınırlı olan DVD kapasitelerinin en az bin kat arttırılabilecek bir teknolojiyi geliştirdiklerini bildiren Özbay, ''Yaptığımız bilimsel araştırmalar sonucunda ışığın doğadaki davranışını değiştirdik. Yani sihirli özelliklere sahip yeni bir nanomalzeme geliştirdik ve bu malzemeyi kullanarak ışığın çok küçük bir alandan geçebileceğini gösterdik. Dünyanın önemli dergileri arasında bulunan 'Physical Review Letters'da yayımlanan bu çalışmamız bu konuda büyük yankı uyandırdı'' diye konuştu.

Türkiye'de kullanılan tüm DVD'lerin okuyucu ve kayıt teknolojilerinin yurt dışı kaynaklı olduğunu anımsatan Özbay, ''Ne yazık ki şu aşamada geliştirdiğimiz bu teknolojiyi Türkiye'de değerlendirebilecek bir şirket bulunmuyor'' dedi.

Prof. Dr. Ekmel Özbay, çalışmalarıyla süper DVD'lerin üretim yolunun açıldığını, böylelikle bir DVD'ye binlerce filmin aynı anda kaydedilebileceğini bildirdi.

İlginç Bİlgiler....

1 Nisan şakasının kökeni nedir?

1564 yılında Fransa kralı IX Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. Daha önce Avrupada yaygın olan yıl başlangıcı Mart 25 idi. O zamanki iletişim şartlarında IX Charles’in bu kararı fazla yayılamadı. Duyanlar ise protesto amacıyla eski adetlerine devam ettiler.1 Nisan’da partiler düzenlediler. Diğerleri ise onları Nisan aptalları olarak nitelendirdiler.1 Nisan’a bütün aptalların günü adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak partilere davet ettiler, gerçek olmayan haberler ürettiler. Yıllar sonra Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kendi kültürlerinin parçası görerek devam ettirdiler. Oradan da bütün dünyaya yayıldı.İnsanlar niçin içki kadehlerini tokuştururlar?
Bu konuda iki ayrı açıklama vardır. 1) İnsanların beş duyusunu tatmin amacıyla şarap kadehini sofrada çın sesiye tokuşturmak. Şarabın rengi, görme; diliyle tat alma; burunla koklama;eliyle dokurma,ve çın sesiyle işitme. Şarap bütün duyguları tatmin eder anlamını taşır. 2)Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip,ona zehirli içki sunması doğal sayılıyordu. Ev sahibi içkinin zehirsiz olduğunu kanıtlamak için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir yudumun kendi kadehine dökülmesini isterdi. Sonra aynı anda içkilerini içerlerdi. Misafir böyle durumda ev sahibine güvenini göstermek için kadehini ev sahibinin yukarı kaldırdığı kadehe hafifçe vurur, çın sesiyle içkiyi denemeye gerek olmadığını gösterirdi.
Çinliler yiyeceklerini niçin çubukla yerler?
Çinlilerin yemek yeme alışkanlıklarının yiyeceklerini çok küçük parçalar halinde yemelerinden çubuk kullandıkları anlaşılıyor.Çinde eskiden yalnızca zenginler masada otururlardı. Halkın çoğunluğu tabakları ellerinde yemek yerlerdi. Bir elleriyle tabaklarını tutar, öteki elleriyle çubuk kullanarak beslenirlerdi. Hızla artan nüfus yüzünden yiyecek sıkıntısı çeken çinliler önlerindeki yiyeceği küçük parçalar halinde çoğaltarak yiyorlardı. O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle de tahta kullanımı kısıtlıydı. Masa kullanımı bu yüzden çok zordu. Çubuklar fildişinden ve kemikten yapılırdı.

Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir?
Bu şarkı “Happy birthday to you” dur. Şarkının asıl kaynağı Amerika’lı iki kız kardeşe aittir. Orijinal adı “Good Morning to All” yani ” hepinize günaydın”dır. Daha sonra güftesi değiştirilerek bütün dünyaya yayılmıştır. Fakat telif hakkı kardeşlere aittir, onlardan sonra da Warner/chappel müzik şirketine geçmiştir. Müzik ticari amaçlı kullanıldığı zaman şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır.

Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor?
Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekmektedir.

Mezara niçin çiçek konulur?
İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon’nun milattan önce 1346 da öldüğünde mezarının çiçekten tacçlarla kaplandığı saptanmıştır. Kuzey Avrupada ise M.Ö 2000 yıllara kadar mezara çiçek konduğu belirlenmiştir. O zamanlarda bu çiçeklerin amacı iyi ruhları çekme, kötaü ruhları kovma amacıylaydı. Sonradan ise asıl amaç cesetler çürürken çıkan kokuyu kamufle etme amacını taşır. Servi ağacı da bu nedenle mazarlıklarda kullanılır. Ağacın yaprakları rüzgarı önler, kendine özgü ferah kokusu vardır. Cenaze törenherinde siyah giyinmenin amacı da mezarlıklarda hayalletlerden sakınmak amacı taşımaktadır.

Satrançta şah niçin o kadar pasiftir?
Çünkü şah koruma altındadır. Zaten satrançta amaç şahı almaktır. O yüzden bütün taşlar onu korumakla görevlidir. Vezir ise başkumandan gibi şaha yardım eder. İleri geri, çapraz her yöne gidebilir. Batıda vezire Kraliçe adı verilmiştir. Bununla Kraliçe’nin Kralın en büyük desteği olduğunu işaret etmektir. Satranç 6. yüzyılda Hindular tarafından oynanmaya başlanmış, oradan dünyaya yayılmıştır.

İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur?
Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer. Çenedeki kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir.

Akıl ile zeka arasında fark nedir?
Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.

Dolunay insan davranışlarını etkiler mi?
İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Eskilerin Ay’ın dönemlerine bağladıkları boş bir inancın günümüze uzanan bir varsayımıdır. Bilim adamlarının yaptıkları bütün çalışmalar bu görüşün boş olduğunu kanıtlamıştır. Ay, dünyadaki okyanusların gel-git denilen suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzdaki suyun oranı , okyanuslardaki su miktarıyla kıyaslanamaz. Yani Ay’ın çekim gücü insanı etkileseydi yalnız dolunayda değil her gün olması gerekirdi. Dolunayda ayın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir. Çünkü gönderdiği ışık miktarı Güneş’in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.

Niçin gözyaşı dökeriz?
Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlerle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum şüphesiz yaşam tarihindeki evrimin bir sonucudur. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı koruma amaçlı olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir boşalmadır. Bu konuyu ilk inceleyen Darwin’dir. Daha sonra yapılan deneyler sonucu görüldü ki soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları daha çok protein içermektedir. Fakat henüz bu farkın nedeni açıklanamamıştır.

Üç yaşından daha önce olanları için hatırlamıyoruz?
Bilim adamları geçmiş deneyimlerimizi saklayan hafızamızın beynimizde anı veya öykü şeklinde organize olduğunu ileri sürüyorlar. Üç yaşından küçükler bu şekilde iletişim kurma yeteneğine sahip değiller.Öykü ve anılarını anlatamıyorlar. Yer ve karakter kavramlarını anlamıyorlar. Üç yaşından küçükler düzgün konuşabildikleri,anlayış, seziş ve hafıza yeteneklerine sahip oldukları halde tüm olanları bir bütün olarak şekillendiremiyor, öyküye dönüştüremiyorlar.Hafızamız ne yaptığını ne yapıldığını 3-4 yaşlarında kaydetmeye başlıyor.

Yumurtanın niçin bir tarafı yuvarlak, diğer tarafı sivridir?
Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık bakımından çok zayıf olurdu. En dayanıklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki yumurta yuvarlanacak olursa nerede duracağı belli olmaz. Yumurta yuvarlanınca düz gitmez. İnce tarafı üstünde dairesel bir yol çizer. Başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani düz bir yerde kaybolması olanaksızdır. Yumurta, tavuğun yumurta kanalında küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kasların büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik biçimini sağlarlar. Yumurtanın şeklinin nedeni de budur. Sürüngenlerde bu düzenek olmadığından yumurtaları küresel biçimdedir.

Develerin hörgüçlerinde ne var?
Genelde hörgüçlerinde su olduğu ve uzun yolculuklarında bu suyu kullandıkları söylenir ama doğru değildir. Develerin hörgüçlerinde 30-35 kg kadar yağ bulunur. Yiyecek bulamadıkları zaman bu enerjiyle hareketlerini sağlarlar ayrıca yağ çöl sıcağına karşı koruma görevi de yapar. Develer suya az gereksinim duyarlar. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Soluk alırken havadaki nemin üçte ikisini kazanabilirler. Su kaybını da dokularından kaybederler, kandaki su etkilenmez.

Çinlilerin gözleri niçin çekiktir?
Yalnız çinlilerin değil, Orta ve Güneydoğu Asya’da yaşayanların, japonların hatta Eskimoların da gözleri çekiktir. Aslında göz yapısı bütün dünyada aynıdır. Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne daha çok inmiştir. Bazı teorilere göre bu kıvrım insanların gözlerini yoğun kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için bir çeşit kar gözlüğü gibi gelişmiştir. Çinde ve öteki bölgelerde her ne kadar yoğun kar yağmıyorsa da onların atalarının buzul çağında kuzeyde yaşadıkları daha sonra güneye indikleri kanıtlanmıştır. Yalnız gözleri değil, burunları da rüzgara karşı korunmak için küçülmüş, burun delikleri soğuğu engellemek için daralmıştır. Ciltleri de koruma amaçlı olarak yağlıdır. Göz kapakları da yağlıdır. Gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani çekik gözlü değil, düşük göz kapaklı, demek daha doğrudur.

Ateş böceği nasıl ışık saçıyor?
Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bilimsel adı ;Soğuk Işık;tır. Bu ışık olayı, moleküler seviyede kimyasal bir işlemdir. Bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştürebildikleridir. Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden ışık elde etmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmektedir. Fakat onlar da tam olarak ışık vermeye yetmediği için böceğin ışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerekmektedir

Kumaşlar yıkandıktan sonra niçin çeker?
Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden kumaşın az biraz uzaması gerekmektedir. Ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır. Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama, sabun hepsi kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kez yıkandıktan sonra ölçüleri belli bir dengeye ulaşır ve ondan sonra yıkandığında çekmez.

İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar?
Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol kollarındaki saati kurabilirler.

Bir hafta niçin 7 gündür?
Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen
beş gezegen ile güneş ve ayın sayısının 7 oluşu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.

Niçin otellerin kapıları döner kapıdır?
Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini engeller.

İmdat çağrısı S.O.S ‘in anlamı nedir?
Çok kişi ;Save our Ship; gemimizi kurtar; ;Save our Soul; ruhumuzu kurtar; ;Stop Other Signals; diğer sinyalleri sözcüklerinin kısaltılmışı sanır. Oysa hiçbiri değildir. Tamamen telgraf zamanından kalma mors alfabesiyle ilgilidir. İmdat çağrısının çok kolay akılda tutulabilmesi için 1908 de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S seçildi.

Doktorlar niçin dizimize çekiçle vurur?
Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir.

Tükenmez kalemin dolmakalemden farkı nedir?
Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli metal kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı’nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır.

Radyonun sesi açılınca pil daha çabuk mu biter?
Pille çalışan portatif radyolarda sesin yüksekliği pilin ömrünü etkiler. Radyo açık, sesi kapalı durumu ile sesin sonuna kadar açık durumu arasındaki fark pillerin ömürlerinin kısalmasına neden olur. Ses sonuna kadar açıldığında pillerden çekilen akım yüzde 30 artmaktadır. Bu durum, küçüğünden büyüğüne, pille çalışan ve ses yükselticisi olan bütün radyo, teyp, volkmen vb. için aynıdır.

Horozlar niçin sabahları erkenden öterler?
Sabah güneş doğarken ötmek yalnız horozlara özgü değildir. Kulağa en çok horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasıdır. Kuşların büyük çoğunluğu da aynı saatlerde ağaçlarda koro halinde öterler. Gün boyu hem horozlar hem kuşlar bu ötüşü sürdürürler ama seslerinin en güçlü çıktığı zaman sabah saatleridir. Horoz ve kuşların sabah gün doğarken ötmeleri biyolojik saatleriyle ayarlanmıştır

Evlerimizdeki sinekler kışın nereye gidiyor?
Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte ansızın ortaya çıkarlar. Sinekler ısıya karşı çok hassastır. Güneş bulutun arkasına girdiği zaman oluşan ısı düşmesinden etkilenirler. Kış günlerinde yaşama şansları yoktur. Ölmeden önce yumurtalarını toprağa veya kuytuya gömerler. Larva ve yumurtalar soğuktan etkilenmez. Yaz sıcakları başlayınca yumurtalar çatlar ve yine sinekli günler başlar.

Termos nasıl sıcağı sıcak, soğuğu soğuk tutuyor?
Tek nedeni vardır, vakum.Yani boşluk.Bir termosta içiçe geçmiş iki kap vardır.Dıştaki metal bir kap olup içteki genellikle bir cam şişedir.İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır.Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de olmadığından ısı iletilemez.Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır.İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz.Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk kalır.

Kuşlar nasıl konuşabiliyor?
Her insan ağzıyla konuşur ama konuşabilmeyi sağlayan asıl organ beyindir. Beyinde oluşan düşünceler dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrardır. Sesleri ezberler ve taklit ederler. Kuşların ses organları memeli hayvanlardan farklı olarak gırtlakta değil göğüs kafeslerinin dibinde, karın boşluğunun derinliklerindedir. Kuşların doğasında ses taklit yeteneği vardır. Doğayla içiçe yaşarken diğer kuşların seslerini taklit ederek bir çeşit iletişim sağlarlar.

Kediler balık ve sütü niçin severler?
Kedilerin sudan hoşlanmadığı bilinir. Ama aslında kediler çok iyi yüzerler. Hava şartlarından dolayı ve de tembelliklerinden suya girmeyi sevmezler. Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Mısır’da Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuş ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılar kedileri fare avcıları olduğu için evcilleştirmişlerdir. Günümüzde kedinin kuzey Hindistan ve Güneydoğu Asya’da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında balık avlayarak yaşamaktadır. Patileri ile balıkları sudan dışarı atar, gerekirse suya tamamen girerler. Eski Mısır’da kedi bakıcıları onları ekmek ve sütle beslemişlerdir. Kedilerin süt zevkinin de Mısırlı bakıcılarının yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklanmaktadır.

Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar?
Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabın içinde ya da bir bardakta üst üste duran buzların her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktada çok küçük kısım erir.Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışcasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz.

Monitörünüz için dikiz aynası


Ofiste çalışırken arkanız da neler oluyor merak mı ediyorsunuz? Veya sizi izleyen, bilgisayarınızda ne yaptığınızı merak eden biri var mı? İşte monitörünüze monte edebileceğiniz dikiz aynası.

Bu dikiz aynanız tümsek ayna olduğundan geniş açı ile etrafınızda olanları kontrol edebilirsiniz. Arkadaşlarınıza veya patronunuza yakalanmadan chat yapabilir, istediğiniz sitelerde gezebilirsiniz.

Bir ilginç buluş daha




Japon Shiken şirketinin yeni ürünü Soladey-J3X diş fırçasının kullanımı esnasında diş macunu kullanmanıza gerek yok. Soladey-J3X diş fırçası, sap kısmında bulunan güneş paneliyle ve boyun kısmındaki titanyum dioksit (foto-katalitik) çubuk ile ışıklı ortamlarda eksi yüklü iyonlar üretiyor. İyonik diş fırçası iki yönlü salınımını yaptığı eksi yüklü iyonlarla (e-) diş plağı oluşumunu engelliyor. Yenilen yiyeceklerdeki karbonhidratların bakterilerce katabolize edilmesi sonucu oluşan asitlerin artı yüklü iyonları (H+) ağızın sulu ortamında serbest kalıp dişe zarar verirler. Soladey-J3X'den salınan eksi değerlikli iyonlar, artı yüklü iyonları etkisizleştirerek dişlerin korunmasına yardımcı olmakta.
zamazing.org

Pirate Bay davasından şok cezalar çıktı


IFPI tarafından ünlü torrent sitesi The Pirate Bay'e açılan davanın sonucu nihayet açıklandı, site kurucuları Peter Sunde, Fredrik Neij, Gottfrid Svartholm ve Carl Lundström birer yıl hapse mahkum edildi. Hapis cezasının yanında, The Pirate Bay 30 milyon kron, yani yaklaşık 6 milyon TL para cezası ödemeye de mahkum edildi. Dava açılırken talep edilen 100 milyon kronluk ceza, böylece 30 milyon kronla sınırlı kalmış oldu. Bahsi geçen para, telif hakkı nedeniyle şikayetçi olan film ve müzik endüstrisi devlerine, tazminat olarak ödenecek.

Cezaların nedeni, The Pirate Bay kurucularının, sitelerinde telif hakkı bulunan materyalin paylaşımına göz yummaları olarak gösterildi. Korsan cephesi, şimdi bu kararı temyiz mahkemesine götürmeye hazırlanıyor. Sitenin kapatılması ise şu aşamada söz konusu değil...

Devlet sitesinden porno siteye bağlantı!


İngiltere'de hükümete bağlı bir kurumunun web sitesi beklenmeyen porno kriziyle sarsıldı.

İngiltere'de göçmenlerle ilgili kontrolleri gerçekleştiren, güvenliği ve yasaların uygulanmasını sağlayan kurum olan ve doğrudan devlete bağlı olarak çalışan Home Office adlı organizasyonun web sitesi, normal şartlarda tahmin edebileceğiniz gibi oldukça standart bir içeriğe sahip. Konuyla ilgili kullanıcıların aradıklarını bulabilecekleri site, göçmenlik konuları ile ilgilenmeyenler için sıkıcı sayılabilecek bir internet sitesi.

Fakat geçtiğimiz günlerde meydana gelen bir hata siteyi bir anda popüler hale getirdi. Sitenin güvenlik ve anti terör konularını içeren bölümüne girmek isteyen kullanıcılar, ilgili bağlantıya tıkladıkları anda kendilerini Japonca bir porno sitesinde buldular. Muhafazakar yapısıyla dikkat çeken İngiliz devletine bağlı bir kurumunda ortaya çıka bu hata İngiliz basını tarafından skandal olarak değerlendirildi. Home Office adına konuyla ilgili açıklama yapan bir yetkili ise sadece "talihsiz olayla" ilgili soruşturmanın devam ettiğini söylemekle yetindi

kaynak: Chip

PC devinden rakiplerine hodri meydan!


PC üreticileri arasındaki rekabet sertleşiyor: Dev bir isim, bakın rakiplerine nasıl meydan okudu.

Acer başkanı ve CEO'su olan Gianfranco Lanci 5 günlük tanıtım gezisinin 3. durağı olan Amsterdam'da son derece keyifli bir havadaydı. PC modellerinin sunumu sırasında yaptığı açıklama da PC dünyasına bomba gibi düştü. Lanci "Bir yıl içerisinde pazar lideri biziz" dedi. 5 yıl öncesine kadar piyasada önde gelen firmalar arasında yer almakta zorlanan Acer, yaptığı yenilikler ile üçüncü sıraya kadar tırmanmayı başardı. Bağımsız bir araştırma kurumu olan Gartner'in raporuna göre 2008'de pazarda HP %18,4 ile birinci, Dell %14,3 ile ikinci ve Acer %11,1 ile üçüncü sıradaydı.

Acer başkanı Lanci'nin bu iddialı konuşmasının nedeni ise çok sayıda internete bağlanabilen cihaz geliştirmeleri ve yeni geliştirdikleri pilleri tüm gün kullanılabilen cihazların satışından çok umutlu olmaları. Acer'ın Aspire One netbook modeli Avrupa'da tartışmasız olarak birinci sıradaki yerini koruyor. Acer'in dünya turunda tanıttığı Premium Timeline serisi diz üstü bilgisayarlar ve 13,6 inch Aspire One Ultra, Aspire Revo gibi yeni modelleri içeren 20'den fazla ürünü beğeniyle karşılandı.

Kaynak : CHİP

Bu cep mesajına inanmayın, canınız yanabilir!


Eğer bu mesajı alırsanız inanmayın: Yeni nesil cep dolandırıcıları paranızın peşinde...
Son dönemde artan dolandırıcılık olaylarına bir yenisi daha eklendi. Daha önce kendilerini emniyet mensubu gibi gösterip kontör isteyenlerden sonra şimdi de yaşanan ekonomik krizi kullanarak duygu sömürüsü yapan SMS'ler ortaya çıktı.

Size tanımadığınız bir numaradan mesaj geliyor. Açtığınızda ise bu mesajın size gelmediğini hemen anlıyorsunuz ama okumadan da geçemiyorsunuz. Çünkü "Anne ne yapıyorsun, kaç gündür senden haber bekliyorum. Bu ay da mı maaşınızı vermediler..." ile başlayan oldukça duygusal bir metin ilginizi çekiyor.

Mesajın sonuna geldiğinize gerçekte annesinden para isteyen ve ailesinden farklı bir şehirde okuyan genç bir kızın durumuna üzülüyorsunuz. En azından mesajın yanlışlıkla size atıldığına inanıp genç kızı uyarmak istiyorsunuz. Aradığınızda telefonu duygusal bir ses tonuyla genç bir kız açıyor. Ağlamaklı bir ses tonuyla özür diliyor ve mesajı yanlışlıkla gönderdiğini söylüyor. Siz de yutkunarak telefonu kapatıyorsunuz. Ancak dakikalar geçmeden vicdanınız sizi yeniden "Üzgün, zor durumdaki" genç kızı aramaya itiyor.

Arıyorsunuz sonrası malum, size bir hesap numarası veriyor: Artık gönlünüzden ne koparsa!

İşte 2009'un son moda ve teknolojik duygu sömürücülüğü...

Hürriyet

30 saniyede en ucuz uçak biletini bulun


İç hatlarda en ucuza uçmanın yolu Bulucak.com’dan geçiyor

Bulucak.com sayesinde Türkiye’deki tüm iç hat uçuşları sadece bir tık ötenizde! Nereden nereye ve hangi tarihte uçmak istediğinizi belirtmeniz yeterli, gerisini Bulucak.com sizin yerinize hallediyor ve ilgili uçuşların tümünü listeliyor. Bulucak.com, havayolu şirketlerinin internet sitelerini tek tek gezerek en ucuz yurtiçi uçak biletini aramaya ve vakit kaybına son veriyor. Inveon tarafından özel olarak geliştirilen yenilikçi bir arama motoru teknolojisinden yararlanan Bulucak.com, tüm havayolu şirketlerinin iç hat uçuşlarını anlık güncel bilet fiyatları ve yer durumuyla birlikte görüntülüyor.

KAYNAK : CNET

Herkese bedava e-posta

Mynet yeni başlattığı ücretsiz e-posta barındırma hizmeti ile tüm site sahiplerinin ziyaretçilerine bedava e-posta dağıtmasına olanak sağlıyor.

Mynet'in profesyonel servisler hizmetleri kapsamında sunmaya başladığı “bedava e-posta barındırma” hizmetinden almak isteyen kullanıcılar isterlerse sahip oldukları bir alan adını kullanabiliyorlar. İsterlerse anında Mynet aracılığı ile bir alan adı da satınalabiliyorlar.

İnternet üzerinden erişilebilecek web e-posta hizmeti için kullanıcılara sınırsız e-posta adresi ve sınırsız depolama kapasitesi sunuluyor. Tek sınır ise her bir e-posta'da gönderilebilecek olan dosya büyüklüğü. Bu da 10 MB ile sınırlandırılmış bulunuyor.

Web sitesi sahipleri kullanıcılarına posta adresi dağıtabilecek.

Halen kullanıcılara e-posta barındırma hizmeti sunan servisler bulunuyor. Aylık ücretleri 3 ile 10 dolar arasında değişen bu web tabanlı e-posta barındırma hizmetleri yaklaşık 100 kullanıcı ile sınırlandırılırken, Mynet'in e-posta barındırma hizmetinde ise kullanıcı sınırı bulunmuyor.


Web sitesi sahipleri istedikleri kadar kullanıcıya kendi alanadlarının uzantısıyla, e-posta hizmeti sunabiliyorlar.

Herhangi bir ilçe, il veya dernek sitesi ziyaretçilerine bu hizmeti verebileceği gibi okullar da öğrencilerine, dernekler üyelerine web tabanlı bir e-posta hizmeti sunarak kullanıcılarına hizmet sunabilir.

Bunun için yapılması gereken tekşey ise Mynet'in bu hizmeti sunan sayfasına girip kayıt olmak. Kayıt olduktan sonra size gönderilecek olan bir kod sayesinde sitenizden istediğiniz kadar kullanıcıya bir e-posta adresi verebilirsiniz.

KAYNAK : CNET

Uçan internet 6 kat hızlanıyor


AirTies'ın yeni ADSL modemi Air 4450 kablosuz internet ağınızı 6 kat hızlandırıyor

Air 4450, sahip olduğu özellikler ile gerek işyerleri, gerekse son kullanıcılar için, çok sayıda avantajı bir arada sunuyor. Bunlardan en önemlisi, yüzde 50’ye ulaşan tasarruf imkanı… AirTies’ın, uzun mesafelerde ve özellikle Türkiye’de yüksek oranda görülen betonarme yapılarda yaşanan sinyal yavaşlamasını önlemek için geliştirdiği “Mesh Teknolojisi”ni kuran bayileri, Air 4450 ile önemli bir tasarruf sağlayacak. Kurdukları Mesh yapılarında, daha az erişim noktasına ihtiyaç duyacak, böylece müşterilere daha hesaplı çözümler sunabilecekler. Air 4450, sahip olduğu MIMO (Multiple Input Multiple Output) teknolojisi ve 802.11N standardı sayesinde, kablosuz ağdaki sinyalin ulaşmadığı ölü noktaları ve bağlantı sorunlarını tarihe gömüyor. MIMO ile kablosuz ağdaki kapsama alanı 4 kata kadar genişleyebiliyor.

Air 4450’nin, işyerleri için yarattığı bir diğer avantaj, eternet kablo çekmeye gerek olmadan, 6 kat daha hızlı, yüksek performanslı internet sağlaması. Ürün, 300 Mbps’ye varan hızlarda kablosuz veri taşıyabiliyor. Bu sayede, ERP, CRM gibi yoğun network trafiği yaratan iş çözümlerinin, kablolu altyapıyla eşdeğer performansla kullanılabilmesi mümkün hale geliyor.

Bunun yanında, Air 4450 sahip olduğu Multi SSID desteği sayesinde tek bir modem kullanarak birden fazla kablosuz ağ oluşturulmasını da mümkün kılıyor. Oluşturacağınız ikinci kablosuz ağı, misafir kullanıcılara ayırabilir, onların ofisinizde özel bilgisayar ağınıza ve bilgilere erişmeden, güvenli biçimde internete bağlanmalarını sağlayabilirsiniz.
KAYNAK : CNET
Google